Ben burdan çocuk gelişimi ve eğitimi branşında eğitim görmüş bir insan olarak annelere sesleniyorum, çocuklarınızı lütfen ama lütfen başı boş sokağa bırakmayın, eğer maddi imkanınız varsa çocuğunuzu internet kafelere göndermek yerine evinize bilgisayar alın ve sizlerde bilgisayar kullanmayı mutlaka öğrenin. En azından evinizde çocuğunuzu denetlemesi kolay olur.İnternet kafeye ödevi vs için gidecekse mutlaka yanında ya siz ya babası ya da abisi ablası varsa birlikte gitsin.Asla tek göndermeyin.Evinizde çocuğunuza sevgi dolu bir ortam hazırlayın.Günün nasıl geçti diye sorun..ilgilenin.. onu dinleyin vakit ayırın.. Arkadaşlarını ve arkdaşlarının ailelerini tanıyın, evladınızın kimlerle görüştüğünü bilin.Çocuğunuzla arkadaş gibi olun ancak aranızdaki saygı olgusunu da koruyun..Ben bizim mahalle de görüyorum saat gecenin sekizi 12- 13 yaşlarında oğlan çocukları ne işleri var o saatte ?Unutmayın ne yazık ki erkek çocuklarını taciz eden sapıklar var.Geçen bir tanesi yakalandı.O da internet ortamında kandırıyormuş.Lütfen uyanık olun evli ve çocuklu arkadaşlarım..Bunları başı ezilerek ödürülen küçük Musa kardeşimizin başına gelenlerden ötürü yazma gereği hissettim.. http://www.facebook.com/note.php?saved&&suggest¬e_id=178532401618#/group.php?gid=315176935454&ref=mf
bir musa giti başka musalar gitmesin !!!
11 Kasım 2009 Çarşamba
09 Kasım 2009 Pazartesi
ATATÜRK'ÜMÜZÜN ANISINA...
ATATÜRK'ÜMÜZÜN ANISINA...
Paylaş
Bugün, 23:21 Notu Düzenle Sil
MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM Mustafa Kemal’i düşünüyorum; Yeleleri alevden al bir ata binmiş; Aşıyor yüce dağları, engin denizleri, Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda, Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri. Mustafa Kemal'i düşünüyorum; Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında, Destanlar yaratıyor cihanın görmediği, Arkasından dağ dağ ordular geliyor Her askeri Mustafa Kemal gibi. Mustafa Kemal’i düşünüyorum Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere; Al bir ata binmiş yalın kılıç Koşuyor zaferden zafere.Mustafa Kemal'i düşünüyorum; Ölmemiş bir Kasım sabahı; Yine bizimle beraber her yerde.Yaşıyor dört köşesinde vatanın; Yaşıyor damar damar yüreklerde. Mustafa Kemal’i düşünüyorum;Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda, Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum, Uykularıma giriyor her gece. Ellerinden öpüyorum.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN...
"her canlı ölümü tadacaktır sonunda O'na c.c döndürüleceksiniz"ankebut suresi bu bağlamda Cumhuriyetimizi kuran Ata'mızı 71. ölüm yıl dönümünde rahmetle, özlemle saygıyla anıyoruz..tuana nur banu...
Paylaş
Bugün, 23:21 Notu Düzenle Sil
MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM Mustafa Kemal’i düşünüyorum; Yeleleri alevden al bir ata binmiş; Aşıyor yüce dağları, engin denizleri, Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda, Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri. Mustafa Kemal'i düşünüyorum; Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında, Destanlar yaratıyor cihanın görmediği, Arkasından dağ dağ ordular geliyor Her askeri Mustafa Kemal gibi. Mustafa Kemal’i düşünüyorum Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere; Al bir ata binmiş yalın kılıç Koşuyor zaferden zafere.Mustafa Kemal'i düşünüyorum; Ölmemiş bir Kasım sabahı; Yine bizimle beraber her yerde.Yaşıyor dört köşesinde vatanın; Yaşıyor damar damar yüreklerde. Mustafa Kemal’i düşünüyorum;Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda, Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum, Uykularıma giriyor her gece. Ellerinden öpüyorum.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN...
"her canlı ölümü tadacaktır sonunda O'na c.c döndürüleceksiniz"ankebut suresi bu bağlamda Cumhuriyetimizi kuran Ata'mızı 71. ölüm yıl dönümünde rahmetle, özlemle saygıyla anıyoruz..tuana nur banu...
08 Kasım 2009 Pazar
HAYVAN HAKLARI BİLDİRGESİ!
HAYVAN HAKLARI BİLDİRGESİ 15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi
1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır. 11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.
http://www.facebook.com/home.php?#/group.php?gid=171822438562&ref=nf
1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır. 11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.
http://www.facebook.com/home.php?#/group.php?gid=171822438562&ref=nf
29 Eylül 2009 Salı
güzel bir evlilik hikayesi...
"Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir. Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"... "Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir. Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...
28 Eylül 2009 Pazartesi
GERÇEKLEŞEN GÜZEL BİR RÜYAYA DAİR..
Sizinle paylaşıcağım olaya inanıp inanmamakta özgürsünüz. Bir üniversitede öğrenciyken yurt ve oda arkadaşım kütüphaneden aldığı çok eski tozlu bir kitabı okuyordu.Kitabın kime ait bir kitap olduğunu sorduğumda Hazreti Mevlana rahmetullahu aleyhe ait bir kitap olduğunu söylemişti.Bende bunun üzerine heycanlanarak, kitabı okumam için bana verip veremeyeceğini sorduğumda yurt arkadaşım gülümseyerek,”Al önce sen oku” dedi.Bende kitabı aldım çok sürükleyici bir kitaptı,bir solukta okumuştum.Kitabı bitirdiğimde o gece bir rüya gördüm.Rüyamda mübarek bir zat bana ısrarla,” benim kitabımı okudun benim ziyaretime gel”diyordu.Sabah namazına uyandığımda bu mübarek zat kim olabilir diye düşünürken aklıma hazreti Mevlana rahmetullahu aleyh’in kitabını okuduğum aklıma geldi.Rüyamda beni ziyaretine sesleyen mübarek zat elbetteki Hazreti Mevlana Rahmetullahu aleyhti.O dönem İstanbul’da öğrenciydim.Ve aslen İzmir’de yaşıyordumYani Konya’ya gitmem imkansızdı..Rüyamı aileme ya da arkdaşlarıma anlatmamıştım.Ancak o dönem birden bazı olaylar oldu ve okulu o dönem için bırakıp İzmir’e ailemin(anne,babamın) yanına dönmek zorunda kalmıştım.İzmir’e döndüğümde babam benden habersiz Konya’ya Hazreti Mevlana rahmetullahu aleyhin türbesini görmek için 3 tane bilet almıştı ;anneme,kendine ve bana…Ben şok olmuştum.Sonuçta aklımda hiç yokken Konya’ya gidip hazreti Mevlana’yı rüyamda buyurdukları üzere ziyaret etmek nasip olmuştu.Bu olaydan birkaç sene sonra da yine bu kez başka bir okulda okurken kutsal topraklara gitmem nasip oldu.Ancak bu kez okulu son sınıfta bırakmadım :) Diplomamı aldım :)Ancak eğitimim halen devam ediyor…Ve Rabbim nasip ederse birkaç ay sonra yeniden kutsal topraklardayım.. Rabbime şükürler olsun ki yeryüzünde İslam dinine ait bütün kutsal mekanları ve mübarek zatların türbelerini gidip ziyaret ettim... Okulda okurken rüyamda o mübarek zatın beni ziyaretime gel demesi üzerine kitabın fotokopisini çekmiş İzmir’de gelirken yanımda getirmiştim.1 ay öncesinde evde her gece uyumadan önce rutin olarak o kitaptan anne,babamda faydalasın diye okumaya başlamıştım.Daha önce rüyalarımda hep yalnız başıma kaldığımı ve bir türlü evime ulaşamadığımı,evime ulaşmak için bir sürü tehlikeyi atlattığımı görüyordum istisnasız her gece..Bir anlam veremiyordum aynı rüyayı tekrar tekrar görmeme…Hazreti Mevlana’nın kitabını okumaya başladıktan sonra bir gece yine aynı rüyayı gördüm.Bu kez yine tek başıma kalmıştım evimi bulamıyordum kaybolmuştum.. Birden karşıma bir evliya çıktı…Dedim ya inanıp inanmamakta özgürsünüz…Bembeyaz giymişti.Hafif uzun saçlı ak sakallıydı…Bu Hazreti Şems’ten başkası değildi elbette ki..Ben önce rüyamda şaşırdım…Karşıma mübarek bir insanın çıkmasını.Ben bir şey söylemeden o evimin yolunu göstermeye başladı.Ve karşıma çıkan tehlikeleri savdı.Ben bu rüyayı şuna yoruyorum.Bir kaç senedir bir idealim var bu idealim için elimden geleni yapıyorum ancak idealime ulaşamıyordum.Ancak çok şükür rüyalarım gerçek oldu ve ideallerime kavuştum... istanbul'da bir üniversitde idealimdeki bölümü kazandım üstelik hiç dersaneye gitmeden ki bu sene sınav çok zordu ve yeryüzünde tüm kutsal mekanları görmem nasip oldu hamd olsun...
08 Ağustos 2009 Cumartesi
mayakovskiden harika bir şiir..
Yaşam yepyeni bir biçimde yeniden kurulacak.
İşte o zaman yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.
Böyle bir çağda ağırlaşıyor sorunları kalemin,
iyi ama, gösterin bana sizi ey zavallı hortlaklar sürüsü,
hadi
Nerede görülmüştür ve ne zaman yüce bir kişinin,
Dikenli yolları bırakıp da gül bahçelerini seçtiği?
Sözcükler yönlendirir insanoğlunun güçlerini.
Yürüyün!
Arkamızda zaman patlasın bir mayın gibi.
Bizim geçmişe sunacağımız yanlızca bukleleri Rüzgarda geriye savrulan saçlarımızın.
Eğlenceye ayrılacak yeri yok gezegenimizin.
Yarınlardan koparıp almalıdır mutluluğu insan.
Şu yaşamda en kolay iştir ölmek Asıl güç olan yepyeni bir yaşama başlamak.
1926 Vladimir Vladimiroviç Maya
İşte o zaman yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.
Böyle bir çağda ağırlaşıyor sorunları kalemin,
iyi ama, gösterin bana sizi ey zavallı hortlaklar sürüsü,
hadi
Nerede görülmüştür ve ne zaman yüce bir kişinin,
Dikenli yolları bırakıp da gül bahçelerini seçtiği?
Sözcükler yönlendirir insanoğlunun güçlerini.
Yürüyün!
Arkamızda zaman patlasın bir mayın gibi.
Bizim geçmişe sunacağımız yanlızca bukleleri Rüzgarda geriye savrulan saçlarımızın.
Eğlenceye ayrılacak yeri yok gezegenimizin.
Yarınlardan koparıp almalıdır mutluluğu insan.
Şu yaşamda en kolay iştir ölmek Asıl güç olan yepyeni bir yaşama başlamak.
1926 Vladimir Vladimiroviç Maya
06 Ağustos 2009 Perşembe
dedim ki...
Dedim ki: "Çok yalnızım."Dedi ki: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ "Ben ki sana çok yakınım." Bakara-186Dedim ki: "Evet biliyorum, sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.Dedi ki:وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَالْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ"Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret." Araf-205Dedim ki: "Bu da senin yardımını ister."Dedi ki: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ "ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" Nur-22Dedim ki: "Tabii ki, beni affetmeni çok isterim."Dedi ki: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ "(Öyleyse) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir." Hud-90Dedim ki: "Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?"Dedi ki: أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْعِبَادِهِ"ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?" Tevbe-104.Dedim ki: "Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı."Dedi ki: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِالتَّوْبِِ"ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan vekullarının tövbesini kabul edendir." Ğafir-2/3.Dedim ki: "Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?!"Dedi ki: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا "ALLAH bütün günahları bağışlayandır." Zümer-53.Dedim ki: "Yani, yine gelsem, yine beni bağışlar mısın?"Dedi ki: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ"ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur." Ali İmran-135.Dedim ki: "Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum."Dedi ki: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّالْمُتَطَهِّرِينَ"Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever." Bir de "İlahım ve Rabbim, benim senden başka kimim var" dedim.Rabbim de: أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ"ALLAH kuluna yetmez mi?" (Zümer-36) dedi.Dedim ki: "Sen ki, beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?Dedi ki:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًاكَثِيرًاوَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا هُوَ الَّذِي يُصَلِّيعَلَيْكُمْوَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِوَكَانَبِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا"Ey iman edenler!ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah - akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur.Melekleri de, size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir." Ahzap-41/43.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)